21 Nisan 2026 tarihinde yayınlandı

Şizoid kişilik bozukluğu, kişilik
bozukluklarının A kümesinde yer alır ve genellikle garip, içe dönük ve duygusal
olarak mesafeli davranışlarla tanımlanır. Bu kişiler, yakın ilişkilerden
hoşlanmaz, sosyal ortamlardan uzak durur ve çoğu zaman yalnız yaşamayı tercih
ederler. Duyguları künt, tepkileri ise donuktur; ne övgü ne de eleştiri onlar
için anlamlıdır.
Bozukluk genellikle ergenlik veya erken
yetişkinlik döneminde belirti verir. Tanı çoğunlukla 18 yaşından sonra konur.
Çocuklukta kurulamayan sağlıklı duygusal bağlar, ileride sosyal izolasyon
eğilimine zemin hazırlayabilir.
Dünya genelinde şizoid kişilik bozukluğunun
görülme oranı yaklaşık %0,9–3,1 arasında değişir.
Türkiye’de bazı kaynaklar oranı %7,5 olarak
bildirir.
Erkeklerde kadınlara göre biraz daha yaygın
görülmektedir.
Bozukluğun oluşumunda özellikle soğuk, ilgisiz
ve ihmalkâr ebeveyn tutumları etkilidir. Erken dönemde tatmin edici ilişkiler
kuramayan çocuklar, ileride ilişki kurmaya ihtiyaç duymadıklarına
inanabilirler.
Şizoid bireyler genellikle terapiye isteyerek
gelmezler, çünkü yalnızlık onlar için rahatsız edici değildir. Ancak terapiye
geldiklerinde:
Bireysel psikoterapi (özellikle duygusal ifade
çalışmaları)
Grup terapileri (sosyal beceri gelişimi için)
uygulanabilir. Eşlik eden depresyon ya da kaygı varsa ilaç tedavisi de gündeme
gelebilir.
Şizoid kişilik bozukluğu, fark edilmesi ve
müdahale edilmesi zor bir durumdur. Yalnızlığı bir tercih değil, korunma biçimi
olarak gören bu bireyler için erken tanı ve destekleyici bir çevre büyük önem
taşır.