İletişim

Alzheimer’da Bellek Neden Kaybolur?

Nurefşan Yılmaz

Nurefşan Yılmaz

Uzman Klinik Psikolog


21 Nisan 2026 tarihinde yayınlandı


Alzheimer’da Bellek Neden Kaybolur?

Alzheimer, yalnızca unutkanlıkla başlayan basit bir hastalık değildir; beynin kimyasal, yapısal ve bağışıklık sistemini içine alan çok katmanlı bir süreçtir. Bu sürecin en erken ve en kritik halkalarından biri, asetilkolin adlı kimyasal maddenin azalmasıdır.

Asetilkolin, beyinde salgılanan bir nörotransmitterdir. En temel işlevlerinden biri, kısa süreli bellekte tutulan bilgilerin uzun süreli belleğe aktarılmasını sağlamaktır. Günlük hayatta yeni öğrenilen bir bilginin kalıcı hâle gelmesi, büyük ölçüde bu kimyasalın sağlıklı çalışmasına bağlıdır.

Alzheimer hastalığında sorun, yalnızca asetilkolinin azalması değildir. Asıl problem, asetilkolini tutan ve onun reseptörlerini taşıyan nöronların zamanla ölmesidir. Bu nöronlar kayboldukça, kısa süreli bellekten uzun süreli belleğe geçiş sekteye uğrar. Sonuç olarak kişi, yeni bilgileri öğrenemez hâle gelir. Bu durum, etkisi bakımından hipokampektomiye, yani hipokampüsün çıkarılmasına benzer bir tablo oluşturur.

Hipokampüs, kısa süreli belleğin düzenlenmesinde ve uzun süreli belleğe aktarılmasında kilit bir merkezdir. Bu yüzden Alzheimer’da ilk belirtiler genellikle küçük unutkanlıklar şeklinde ortaya çıkar. Klinik olarak bu evreye hafif bilişsel yetmezlik (Mild Cognitive Impairment – MCI) adı verilir.

Son yıllarda yapılan bazı gözlemsel çalışmalarda, şiddetli COVID geçiren kişilerde ve tekrarlayan bağışıklık yanıtlarına maruz kalan gruplarda hafif bilişsel yetmezlik oranlarının arttığı dikkat çekmiştir. Bu bulgular, Alzheimer sürecinde bağışıklık sisteminin rolüne olan ilgiyi daha da artırmıştır.

Alzheimer’da yalnızca kimyasal değil, yapısal değişiklikler de görülür. Hastalığın ilerleyen evrelerinde beynin hacmi belirgin biçimde küçülür. Normalde yaklaşık 2 kilogram olan beyin ağırlığı, ileri Alzheimer’da 1 kilograma kadar düşebilir. Beyin hacminin azalması, doğal olarak işlev kaybını da beraberinde getirir.

Bununla birlikte Alzheimer’lı beyinde enflamasyon, yani iltihabi bir süreç de vardır. Enflamasyon, bağışıklık sisteminin bir tehdit algıladığı anlamına gelir. Ancak bu iltihap beyinde gerçekleştiğinde, bağışıklık sistemi adeta beynin kendi hücrelerine saldırmaya başlar. Nöronlar bu saldırıdan zarar görür ve kayıp hızlanır.

Bu nedenle güncel Alzheimer araştırmalarında, yalnızca nörolojik değil, immünolojik ve romatolojik tedavi yaklaşımları da gündeme gelmiştir. Bazı romatolojik ilaçların, beyindeki enflamasyonu azaltarak hastalığın seyrini yavaşlatabileceği düşünülmektedir.

 

Özetle Alzheimer, tek bir nedenin değil; kimyasal eksikliklerin, nöronal kayıpların, yapısal küçülmenin ve bağışıklık sisteminin yanlış yönlenmesinin bir araya geldiği karmaşık bir beyin hastalığıdır. Bu yüzden erken belirtileri fark etmek ve süreci bütüncül bir bakışla ele almak, her zamankinden daha büyük önem taşımaktadır.